Tatil Biter İtina ile İnilir Yeryüzüne İnilir..

Tatil Biter İtina ile İnilir Yeryüzüne İnilir..

Kapadokya’daki son günümüzde , hava bulutlu, karamsar bir gün neşemiz kaçık ,benim huysuzluğum tavan haldeydi..

Akşam 22:00’de uçağımız olduğu için bütün gün yine bizimdi .. Otelden çıkış işlemlerimizi yaptık ama bavulları yine oteldeki bölüme bıraktık..Hemen Göreme merkezden Avanos ‘a giden minibüse  bindik.. (Bizimle birlikte her zamanki gibi , Hintli ve Japon turistler de bindi.. Anlamadım bizi mi takip ediyorlar acaba? Bir Hintli, bir Japon ve bir Laz aynı uçağa binmişler diye fıkra kitabı yazsam yeridir.. Uçakta.. Minibüste.. Balonda.. Yolda ..İzde.. Her yerde beraberdik maşallah..)

Avanos :

Avanos beklediğimden farklı çıktı.. Ben bir çömlekçiye girip çömlek yapımı izleyecek ve sonrasında alkış kıyamet ve ısrarlara dayanamayarak çömleğin başına geçeceğim ve önce bana verdikleri şalvarı giyip sonra da çömlek yapmaya başlayacağım , elimle şekil verirken ayağımla makinayı denk getiremeyeceğim için çömlek yerine ortaya çıkan görüntü karşısında çığlıklara boğulup turist kafilelerinin alkışlarını kabul edeceğim diye klasik bir “Avanos ” turu yaşayacağımı hayal ederken (yani kim gitse aynı olayları anlatıyor da o yüzden..) basit, sade ve sıradan bir zaman geçirdik..

( Cenk şu köprüden geçerken o kadar çok zıpladı ki , köprü neredeyse yerinden çıkacaktı, dolayısı ile arkamızdaki teyzelerden uyarı aldık.. )

Sokaklar boş hatta çömlekçilerin bazıları kapalıydı.. Belki çömlek yaparız diye girdiğimiz atölyede ki amca horlayarak uyuduğu için korkup kol kola girip oradan kaçtık..Avanos ‘da yüksek yerlerde doku yine diğer yerler gibi.. Ama merkezi gayet modern binalarla kaplı.. Yani Kapadokya ruhu orada pek yok gibi geldi..Biz de Cenkle, boş sokakları gezdik, Kızılırmak Nehri’ne karşı çay-kahve-waffle yedik..Yok ı-ıh tat alamadık.. Sonra da tekrar minibüse atlayıp bu defa  Ürgüp’e geçtik..

Ürgüp:

Aha! İşte Ürgüp’te tarihi yolculuğumuz yeniden başladı.. Zaten yukarıdan başlayıp merkeze doğru inerken yine o tuhaf duygulara boğuluyorsunuz.. Oluşumlar.. Kayalar..Konaklar.. Her yer aynı renk..

Hemen yardımsever esnaftan bilgi aldık.. Yürüyerek Temenni Tepesi’ne çıktık..(tepe deyince öyle dik yokuş elmesin aklınıza gayet güzel bir yolu var , 10 dakikada ulaşıyorsunuz.. )Temenni Tepesi’nde bütün Ürgüp’ü seyrettik.. Orada bulunan diğer aşık çiftlere fotoğraflar çektik, ama asaletimizden (!) siz de bizi çekin diyemedik.. Çok düşünceliyizdir, biz rahatsız olalım önemli değil amaaaa sakın başkaları bizim için bir şey yapmasın.. (bu taşlar Cenk’in kaşına gözüne ..Ayy yok şaka yaptım bir yerine gelmesin de sinir oluyorum bazen.. )

(Şu yukarıda görünen, Eşekten olma, At’tan doğma miniş ise kendi kendine dolaşıyordu..Resim çekeyim diye peşinden koşunca neler olduğunu tahmin etmişsinizdir.. )

Oradan inip biraz daha dolaştık sonra yine köyümüze ,Göreme’ye döndük 🙂 Memleketin yağmuru bile bir tuhaf, Cenk’in ön sezilerine uyarak bir restorana girdiğimiz an yağmur bastırdı.. Yağmur taneleri (tane değil de parçaları diyelim..) Neredeyse kafamız kadardı , pat pat pat diye yağıyordu..O kadar uzun süre mahsur kaldık ki orada, Cenk sağolsun ,restoranın sahipleriyle,fırıncı ustayla efendime söyliyeyim diğer müşterilerle koyu bir futbol muhabbetine girdi..

Ben sıkılıp restoranın lavobo kısmına  bir gideyim temiz midir değil midir diye bakınayım dedim..(bana mı kalmıştı acaba?)

Kapısını açtım ,içeri girdiğim an elektrikler gitti, neyse karanlıkta el yordamıyla ellerimi yıkadım, saçımı düzelttim, lavabonun üzerindeki karaltı pek hoşuma gitmese de önemsemedim.. Derken elektrikler geldi..O karaltı dediğim şeyin kolum kadar bir oyuncak koyun olduğunu gördüğüm an elektrik almış robot dansı yapanlar gibi tuhaf hareketler yapıp çığlığı bastım..Hep beni mi bulur? Evet istisnasız beni bulur.. Be restorancı arkadaş, anladık kebapların lezzetli, yemeklerin muazzam da o koyunun tuvalette işi ne?Otutturmuş bir de iki lavobonun arasına..Arkasında çalılar güller çiçekler?!?

(Ne bakıyosun? )

Neyse hiç birşey olmamış gibi Cenk’in yanına döndüm..Akşam ağlaya zırlaya ,gıcıklığın dibine vura vura Kayseri Havalimanına döndük..(yani ağlayan ,zırlayan ve gıcıklık yapan kişi tabii ki bendim.. Cenk yine en cool haliyle kulaklığını takmış çektiği resimleri inceliyordu..)

Harika bir güzelliği orada bırakıp , taş beton şehrimize döndük..

Slovenya’daki son günümde ofisteki teyzelerle öğlen yemeği yerken , bir sonraki gün Kapadokya’ya gideceğimi söylediğimde “neeeeeeeee?!?!?! sen hala Kapadokya’yı görmedin miiii?’?!?!?!?!? lelelelelelelelelelelelelele ” diyerek beni ezmişlerdi! (tamam lelele yerine “oh my god ?! ” şeklinde daha artistik olarak ezdiler.. olayın coşkuluğunu anlatma amaçlı efekt olması açısından yazdım.. yani bir sürü kadın aynı anda konuşunca ortaya başka bir şey çıkmıyor )

Yani en gelişmemiş Avrupa ülkesindeki insanlar bile gelmiş görmüş, ben kafamı nerelere vursam bilemedim..Ve gidip gördükten sonra da gerçekten hak verdim.. Cenkle onca tatile gittik hepsini sildim birinci sıraya Kapadokya’yı koydum.. Mutlaka gidilmesi görülmesi ve hissedilmesi gereken bir yer..

İşte bir tatil serüveni de böylece bitmiş oldu.. Güzel bir akşam sizin olsun.. Bahçe-balkon sezonları açıldı , bol yıldızlı bir gece, güneşli sıcak ama hafiffff esintili bir gün olsun..Sıcaktan mayışık mayışık takılırken aklınıza gelen fikirle hemen  kolları sıvayın.. Çok mutlu olun.. 🙂

Yorumlarınız benim için değerlidir ,okunası ve üzerinde düşünülesidir ;)