Haftasonu Gelir Geçer..

Haftasonu Gelir Geçer..

Grinin Elli Tonu

2 Hafta önce Sinemlerle görüştüğümüzde ,filmin başlamasına yarım saat kala Sinem bu kitaptan bahsetmiş ve İnci ve Büşra’nın da yaldızlı reklamlarıyla ben saniyesinde DNR ‘a koşup kitabı almıştım..Kızlar 3 kitaptan oluşan serinin ikisini de bitirmiş 3. ‘ü için beklemedeydiler.. Hatta Sinem her gün yayınevini arayıp “kardeşim nasıl iş yapıyorsunuz, neden hala basılmadı 3. kitap ??? ” diye  tacizlerini sürdürerek   adamları bezdirmişti.

Serinin ilk kitabı olan “Grinin Elli Tonu” nu dün bitirdim ..

Evet hakikaten güzelmiş..Kitapta genç bir iş adamı var -ki kendisinin bu dünya da bir sıfatı yok ama ahirette “huri” adını verdiğimiz perilerden olacağı malum şahsiyet : Mr. Grey ve onunla okul gazetesi için röportaja geldiğinde tanışan ve ilk gördüğü an adama aşık olan esas kızımız -tabir-i caizse tam bir kıro olan : Ana..

Amerikalı olan bu hanım kızımız 22 yaşında koca bir dana olmasına rağmen hiç erkek arkadaşı olmamış (Nasıl oluyorsa NewYork’ta yaşıyor ama hiç yurtdışına çıkmamış, bir Avrupa yüzü görmemiş..) ..Adamın açık ve net aşkı karşısında bir türlü kendine güveni gelemeyen (E o kadar mal olursan normal ) ve sürekli adamın aşkını sorgulayan ,bildiğin Türk kızı Düriye..Neredeyse adamın elini tutarken bile utancından yerin dibine geçecek.Ay bir de meşhur dudağını ısırma olayı var ki kızı görsem dudağını ,ağzını, burnunu dağıltacam.(Bir aşk hikayesi ancak bu kadar gerer yani, iki cümlede bir ” farkında olmadan dudağımı ısırdım ” diyor,hay dudağına da sana da..)

Şimdi diyeceksiniz ki yahu madem gerdi bırakaydın kitabı,iki çorba kaynataydın da bugüne hazır yemeğin olaydı..Kızın anormal tepkileri ve ” ne yardan ne serden geçerim anam” halleri,” ben bu deveyi gütmem boyumu aşar ama bu diyardan da gitmem hayatım” davranışları dışında kitap gayet iyi, tavsiye ederim..Cumartesi kitabı bitirdim , sonu gayet dramatikti utanmasam ağlayacaktım yani..

Dün serinin ikincisi olan : Karanlığın Elli Tonu’na geçtim. ( Bu arada Sinem şuan “yuh yani daha yeni mi geçtin?! diye çemkiriyor olabilir, kendisi ilk kitabı 3 ikincisini 2 günde bitirdiği için..Yemiyor içmiyor fotosentezle yaşayıp kitap okumaya devam ediyor herhalde..Bu arada ilk kitap 575 sayfa, 2.si 634 sayfa..)

Kitabın ikincisine geçtiğimizde ben o kadar emindim ki, yıllar geçmiş olacaktı ve alakasız bir yerden başlayacaktı kitap.. A-aa ilk kitap cuma günü bitiyor, ikincisi pazartesiyle başlıyor 🙂 Neyse bakalım  kahramanlarımız nasıl devam edecek..

Hıdiv Yolları :

Pazar günü ise sportif bir gündü..( Yani Cenk için spor, benim içinse seyir halinde bir gezi tadındaydı..) Sabah kahvaltıdan sonra eşofmanları geçirip soluğu Hıdiv Kasrın’da aldık..Hıdiv Kasrına genellikle yeme içme temalı ziyarette bulunanlar kasrın etrafındaki 1,5 km.lik yürüyüş yolunu biliyorlar mı bilmiyorum ama , orman yolu içinden misss gibi ağaç ve bitki kokuları arasında, sincaplar kaplumbağalar eşliğinde yürüyüş yapailirsiniz.Yazın en sıcak günlerinde bile ağaçlar sebebiyle serin kalıyor.. Şu an da ise sararmış yapraklar arasında yürüyüşünüze devam edebiliyorsunuz.. Aletli spor yapmak için aletler ve çocuğunuz için de çocuk parkı mevcut.. Hıdiv Kasrı’nın yemekleri zaten meşhur , hiç bahsetmiyorum bile, dün onca yürüyüşten sonra  “şimdi şurada oturup bir saray mantısı yesek fena mı olurdu?” diye iç geçirdiğim an dediğim an 10 gün  sonra düğün olduğunu (Onur & Elvan’s Wedding) acaba o balık elbisenin içine nasıl girmeyi düşündüğümü sordu..Açık sözlü çocuk..

En son karedeki minikle arkadaş oldum, fotoğrafını çektim sohbeti koyulaştırmıştım ki uçup üzerime konmasıyla çığlıklarımın göğe yükseldiği an Cenk yüzünde “Allah’ım ben sana ne yaptım??” sorgulaması ve kendinden çoktan vazgeçmiş bir gülümsemeyle yüzüme bakıyordu..

Bu sportif yürüyüşten sonra Kanlıca sahiline indik ve çaylık birşeyler alıp soluğu annemlerde aldık..Annemlerde otururken cici gelin Aylin annemi arayıp mücver tarifi aldı.. Ben nispet olsun diye “huhuuu biz burdayız “diye bağırdığım an “anne hadi atlayın gelin çok güzel yemekler yaptım bugün ben” demiş..Eh madem bu kadar ısrar kıyamet ağlıyor telefonda 😉 kıyamadık, hemen uçtuk Tarabya’ya..Mücvere kattığı akıldışı oranda un sebebiyle mücveri ekmek niyetine yememiz dışında diğer yemekler harikaydı..(Bezelyeleri yazdan ayıklamış dondurucuya atmış , bak seeen!?) Kız sen neler de biliyosun öyle, dediğim an annemin bakışı “e normal olanı budur sen de git o pis dondurulmuşları satın al kimbilir hangi pis ellerle ayıklanmıştır!!” şeklindeydi..(nasıl anlamışım ama değil mi? Zeka fışkırıyor maşallah.. )

Yemeğimizi yedik, kediciklerle oynaştık ve evlere dağıldık.. Bir haftasonu da böylece bitti,güzel bir hafta olsun, aldığınız kararları siz uygulamaya daha koyamadan çok daha güzel kapılar açılsın, umduğunuzu değil umduğunuzdan da iyisini bulun 😉 Neşeli haftalaaaar..

4 Responses »

  1. Kitap muhteşem pardon kitaplar demeliydim, 3. yü çıktığı gün aldım ve 3 gün içinde bitirdim, şimdi filmini bekliyorum !! Acaba kimi oynatacaklar 😉

  2. Sevgili Ms. Grey 🙂 adına bayıldım yalnız 😉 aynen filmde kimin oynayacağı tartışma konusu şuan ama çekimler 2013te başlayacakmış, 1 ay içinde basına bildirirler herhalde kimin Mr. Grey’i oynayacağını;)

  3. Ya bi ben mi anlamadım bu kitaptan birley, hiç bir edebi değeri yokmuş gibi geliyor.. Ablam ve kuzenlerim deli gibi okudular bitirdiler ve sürekli bir Mr Grey konusu var etrafım da ..sen de yazdın ya sonunda Ebrashca kesin ben de bi’şey var diyorum:)

  4. Hayııır 🙂 sen de birşey yok asla! Herkesin yorumu aynı olacak diye bir şey yok.. Ben roman sevdiğim için bana hitap ediyor bir de eğlenceli esprileri var ,sıkmıyor insanı.. Sadece sonunda duygulandım bu iyi olmadı güldürse daha iyi olurdu..

Yorumlarınız benim için değerlidir ,okunası ve üzerinde düşünülesidir ;)